30 Mart 2012 Cuma

Anne Bebek Dergisi'ndeyim

Merhabalar,
Anne Bebek Dergisi Nisan sayısında sevgili Aslıhan GÜNDÜZ bloguma yer vermiş. Hamileliğim sürecinde dergiye yıllık abone olmuştum, her ay keyifle okurdum. Şimdi aynı dergide yer almak çok hoşuma gitti.
Dergiyi 1 Nisan itibariyle raflarda bulabilirsiniz.
Keyifli okumalar diliyorum.

"Anne, Merhaba!"

İşten eve döndüğümde Kuzey uyuyor oluyor. Yarım saat de olsa dinlenebilmek adına, uyku düzeninde değişiklik yaptım. Öğleden önce ve öğleden sonra 2 kez uyuyor ben işteyken. Şimdiki bakıcı ablası, sağolsun çok güzel ilgileniyor  onunla. TV pek izlemez Kuzey, o yüzden biliyorum ki ablası öğretiyor ona. Son 20 günleri şimdiki ablasıyla. Daha sonra yeni bir abla bakacak oğluma. Huzursuz ve çok tedirginim bu konuda. Allah evlatlarımızı iyi insanlarla karşılaştırsın inşallah.
2 gün öncesiydi, işten sonra eve gittim, yarım saat sonra uyandı. "Anne, merhaba!" diyor bana. Hayranlıkla baktım oğluma. Şaşkın yüz ifademi anlatmaya gerek yok sanırım. Dün akşam da konuşuyoruz,
-Nasılsın oğlum, bugün oyun oynadın mı, neler yaptın?
-iyiyim!!
Bana verdiği cevap "iyiyim". Benim minicik oğlum büyümüş, benimle günlük sohbetlerini yapıyor.
Yaklaşık 2 haftadır boynum tutuldu, dün de ağrısı koluma vurmaya başlayınca muayene oldum, MR istedi doktor. Evden çıktık, hastaneye geliyoruz, yolda gördüğü insanlara "merhaba" diyor. : ))
Havaların az da olsa ısınmasını fırsat bilip, bol bol dışarı çıkartıyoruz. Bahçedeki ördeklerle oynamayı çok seviyor. Koşuşturup duruyor peşlerinde.
Ondan ayrı geçirdiğimiz zamanları telafi edemez elbette ama, birlikte zaman geçirmeye çalışıyoruz. Pazar günü İnkumuna götürdük, kumda bol bol gezdi, deniz kabuklarını keşfetti. Denize girip "bıcı bıcı" yapacakmış, zor tuttum.

Dün akşam da futbol sahasına götürdük, top oynadık hep birlikte. Sahada antreman vardı, onlarla oynamak istedi.
Kolumun ağrısına rağmen, el işi yapmadan da duramıyorum. Örgü, keçe derken şimdi de çarpı işine başladım. Resimdeki Hello Kity'i işledim. Güzel bir kızın odasında yer alacak. Çerçeveleme kısmı bittikten sonra.

Bunların yanı sıra Can YÜCEL' e ait bir kaç satır paylaşmak istedim. Kaç gündür yazıp siliyorum, sanırım Can YÜCEL benden güzel anlatmış durumu.
Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya


Insanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi...
Ne kadar ugrassanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüsü çekici, aldatıcı
İçine daldıgınızda ne kadar yanıltıcı....
Ne zaman ne gelecegini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!


Insanlar vardır; derin bır okyanus...
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi bos sanırsınız.


İnsanlar vardır, coskun bir akarsu...
Yaklasmaya gelmez, alır surukler.
Tutunacak yer gostermez beyaz kopukler!
Ne zaman nerede bırakacagı belli olmaz;
Bu tip insanla bir omur dolmaz.


İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak baslı basına bır mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.


Insanlar vardır; çesit çesit, tip tip.
Her biri baska bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, dogruyu bulmalı.
Her seyden önemlisi insan, insan olmalı...
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.


Bosa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her sey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dısı birdir cekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranısı candan...
CAN YÜCEL

Sevgiyle kalın, sağlıklı, huzur dolu günler diliyorum.

27 Mart 2012 Salı

Ör Sök Bere - 4

Bir çok kişi bir ördüğünü tekrar örmek istemez, bende de durum tam tersi. İşin aslı çok çok isteyerek olmasa da, beğendiğim bir modelse farklı renklerde örmeye devam ediyorum. Son zamanların favori modeli ör sök bere ördüm hafta sonunda, hem de dördüncü kez. : ))
Bu model Aliş'in dayı kızı Sevcan için. Güzel günlerde kullansın inşallah.

İpin adını bilmiyorum, evde kalan yünleriydi Sevcan'ın. 6 numara şiş kullandım. Biraz zincir çekip, iki ucuna ponpon diktim.


Blogger Anneler hediye çekilişi yaptık. Kuzey' de Tarkan abisi çıktı. Güzel bir etkinlik olur inşallah.
Hafta sonu çok çok keyifli iki gün geçirdik. Cumartesi günü annemlere gittik. Pazar da gezmelerdeydik. Fotoğrafları birazdan eklerim.
Keyifli bir gün olur inşallah. Havalara aldanıp hasta olmayın. : ))

26 Mart 2012 Pazartesi

İpekyol ve Hürriyet Aile işbirliği ile Ayakkabı kazanın


İpekyol ve Hürriyet Aile işbirliği ile ayakkabı kazanmak ister misiniz? 
Yapmanız gereken çok basit, ayrıntılar için tıklayınız.. 

23 Mart 2012 Cuma

Konuk Örgücü: Manolya

Azerbaycan'dan sevgili Manolya Mahmudova, blogumu uzun süredir takip ettiğini, ördüklerini benimle paylaşmak istediğini söylediğinde çok mutlu oldum.
İşte Manolya'nın örgüleri..



Sizler de burda yayınlamamı isterseniz bana alisnur@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Hepinize keyifli hafta sonları diliyorum.

Oğlum, seninle oynamayı unutursam..

Canım oğlum,
Günlük telaşlara, günlük işlere dalıp, seninle oynamayı, sana yeterince zaman ayırmayı unutursam, bana bu yazıyı hatırlat olur mu?

Yazı Doğan CÜCELOĞLU'na ait.


Bir İnsanın Anavatanı...

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle
bir konuşma yer aldı:
- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti.
O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, "Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir
insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır."
Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, "Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır." Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime
düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. "Oğlum bugün ödevini yaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, "cık" sesini çıkarıyordu.
Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum.
Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye alışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. "Ben ne biçim babayım," diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul'dan çalışma yerim olan Kayseri'ye gidinceye kadar düşündüm;
otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.
Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Eşiniz ne dedi?
- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz."
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve "Hayır!" anlamına gelen "cıkk" dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum.
Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.
"Ne büyük tehlike!" diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!
- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki
veli buluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın," demişti. O nedenle öğretmen
buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
- Eşiniz gelmek istemedi!
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. "Çok mu kötü hocam?" diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. "Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?"
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.
İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. "O kadar mı kötü?" diye sordu. Ona da cevap
veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.
Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı
mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
"Gel seni yeniden kucaklayayım!" dedim. Kucaklaştık.
"Çocuklar Gülsün diye!" yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.

Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!


Doğan CÜCELOĞLU

20 Mart 2012 Salı

19.ay


Kuzey paşa 19 Aylık oldu.
Bir ayda bile ne kadar çok şey değişiyor..
Babanne ve dedesi uzaktalar, konuşmaya başladıkça daha bir tatlı oldu, kendi oğlum diye demiyorum. Tam yemelik. : ) Annanesi öğretmiş, Dedenin adı ne oğlum deyince aamet diyor, pek bir güzel söylüyor. Telefonda babannesine, dedesine söylemeye başladı. Dayanamayıp geldiler görmeye. Kuzey çok mutlu oldu. Güzel bir hafta geçirdik.
Bu arada iki dedesinin adı da Ahmet, bizim için büyük avantaj oldu. : ))
Dedesi, Kuzey aamet dedikçe beşbeş verdi, bizimki hemen cebe.. Komiklerdi. Bezlerine yatırım yapıyor paşa, biliyor işi.

Hayvanları çok seviyor, Çimen adında köpeğimizin ardından, 4 tane de ördeğimiz oldu, yazmıştım. Onların sayesinde camda daha kısa sürede yiyor yemeklerini. Şimdi bir kaç haftaya kadar kümes projemiz var. Tavuk istiyorum bu sefer. Biraz bahçe düzenlemesinin ardından oğlumun günlük yumurtaları yine bizim bahçeden olacak.

Kış boyunca çocuk evden o kadar bıkmış ki, sokağa çıkınca zor atıyorum eve. Bir kolundan bir de bacağının birinden yakalıyorum.. Havalar ısınsa da bahçeye kurulsak artık.

Bakıcı abla arayışımız şimdilik, bir aksilik olmazsa, son buldu. Şimdiki ablası ayrıldığında başlayacak yeni ablası. Bir kez görüştüler, yabancılığı olmadığı için kolay alıştı, oyunlar oynadılar. Dilerim bu sefer ki ablası uzun vadeli olur, yazık daha 2 yaşına gelmeden ne kadar çok bakıcı değiştirdik..

Kelimeler çok fazla. Her derdini anlatıyor. Yeni duyduğu kelimelere ilgisi çok fazla. Birisine kızınca CİNGAN diyor. Bakıcı ablasının annesinden duymuş. Başta komik geldi ama olur olmaz her yerde söylüyor. : )) Bana çoğu zaman adımla hitap ediyor ama, son bir haftadır bir annem deyişi var, tüm günün yorgunluğu bir anda uçup gidiyor.. Babacım kelimesinin yerini babacık aldı bu ay. Duymazsa heceleyerek çağırıyor babasına. ba-ba-cııııkkkkk : ))

Defter, kitap- kaleme çok fazla ilgisi var. anne, otur, kuzey diyor. Oturup deftere Kuzey yazacakmışım. Sonra ev çizmemi istiyor. Kendi de annem yazıyormuş. Balım benim.

Gezmek istediğinde kime gitmek istiyorsa o arkadaşının adını söylüyor. Favori arkadaşları Eylül ve Oğuz. Yaşları yakın olduğu için sanırım güzel anlaşıyorlar. Giyiyor şapkasını, alıyor oyuncak çantasını, kapının önünde bekliyor. Oğuusss, hamur, anne atta.. : )) (Oğuzla oyun hamuru oynamayı çok seviyor.)

18 Mart 2012 Pazar

Hoca Bir Gün..

Doğru sözlere ilave edilebilecek pek bir şey yok aslında.
Geriye sadece keyifle(!) okumak kalıyor bizlere..
İşte Hoca, İşte Yılmaz ÖZDİL..

Hayırlı, sağlıklı günler diliyorum..

16 Mart 2012 Cuma

Ördek, Pofuduk Poğaça

Resimdeki Ördekler artık bizim bahçemizde. Pazar günü itibariyle bizimle yaşamaya başladılar. Bahçe müsait olduğu için onlar da, biz de zorlanmadık birbirimize alışmaya. Neresi gelirse yumurtalarını oraya bırakıyorlar. : )) Kuzey çok mutlu. Onlara bakarken yemeğini yedirmesi kolay oluyor, normalde saatlerce peşinde koşarım bir lokma yesin diye.

Yumurtalardan ne yapsam, tadı farklı mıdır diye düşünürken dün Blogger-Anneler sayesinde tanıdığım 100 de 100 marifet adlı blogda süper bir poğaça tarifi buldum. Denedim sonuç güzeldi. Tavsiye ederim. Yalnız orda bahsedilen normal tavuk yumurtası yerine ben ördek yumurtası kullandım. Fark yoktu tadında. 
Başka neler yapabilirim bu yumurtalarla, deneyip göreceğiz..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...